Çocukların duygularını kabul edebilmek

Duyguların olumlu ve olumsuz olarak nitelendirilen birçok çeşidi vardır. Örneğin üzüntü, korku ve kıskançlık gibi acı veren olumsuz duygular hiç kimsenin hoşuna gitmez. Bu duyguları çocuklar yaşadığında ise bunu kabul etmeyiz ve inkar etmeyi tercih ederiz. Çünkü çocuğumuzda bu duyguların varlığını kabul eder veya isimlendirirsek, bunların kalıcı olacağını (mutsuz, korkak veya kıskanç) veya çocuğun eline silah vermiş olacağımızı düşünürüz. Dolayısıyla bu duyguları inkar etmek işimize gelir ve yokmuş gibi davranırız.

Oysa, bu duyguları hissetmek, çocuğun ileride bunu kişilik olarak giyeceği anlamına gelmez. Örneğin bir sebepten dolayı üzülmesi çocuğun hayatı boyunca hep mutsuz olacağı anlamına gelmez. Bizler de gün içinde çeşitli şeylere üzülsek de sürekli mutsuz dolaşmıyoruz veya bilinmeyen bir durumdan korkmamız ya da tedirgin olmamız bizi sürekli korkak birisi hâline getirmiyor. Benzer şekilde çocukların da bazı şeylerden korkuyor olması onların korkak olacakları anlamına gelmemektedir.

Çocukların duygularının farkına varılması ve duygularını yaşamasına izin verilmelidir. Örneğin, sevdiği bir oyuncağı kırıldığı için üzülen bir çocuk gerçekten üzülüyordur. Onun üzülmesinin nedeninin küçük olması üzüntünün gerçek olmaması anlamına gelmez. Çocuğun üzüntüleri ve duyguları kendi boyuna göre gerçek ve geçerlidir. Aksine çocuk bu duygusunun anlaşıldığını fark ederek bu duyguların yaşanılabilir ve hissedilebilir olduğunu bilirse, kendisinin birey olarak kabul edildiğini anlar ve olumsuz duyguları ile daha kolay baş edebilir. Ama bu duygunun ne olduğunu bilmezse ve hatta hissettikleri yok sayılırsa, bilinmeyen ile baş etmesi mümkün olmayan çocuk kendisini daha karışık duygular içerisinde kendini bulacaktır. Duyulmadığını veya anlaşılmadığını gören çocuk, bunu duyurmak için daha aşırıya kaçar; daha çok ağlayarak veya hırçınlık ederek kendini duyurmaya çalışır.

Çocuk düşer ve annesi müdahale eder “bir şey olmadı, kalk” oysa çocuğun canı yanmıştır ve üzülüyordur. Anne onun duygularını ve algılarını -hatta yaşanan olayı bile- yok saymış; üzerine de kendi düşüncesini kabul etmesini söylemiştir. Biz büyükler, çocukların algılarına da güvenmez kendi algılarımızı ekleriz. Oysa o anı yaşayan çocuktur; acıyı hisseden de üzülecek olan da odur. Annesi sadece varsayımsal bir fikir üretebilir. Böyle durumlarda çocuğun yaşadığını anlatmasını sağlamak çocukların kendi duygularını tanımlamalarını kolaylaştıracaktır.

Birçok alanda çocuğumuza müdahale etmeye devam ederiz. “Sen üşümüşsündür, üzerine ceket giy” deriz. Çocuğun hissettiğini sormayız. Üzerine bir de ona “sen duygularının ve algılarının farkına varamazsın, senin yerine bunu ben yaparım” mesajını veririz. Sonuç olarak çocukta yaratılan duygular; kızgınlık, öfke, isyan, kendini küçük veya yetersiz görme ve kendine güvensizlik olur. Çocuk, duygu ve algılarını yok sayan anne-babaya öfkelenir, öfkelendiği için de kendini suçlar. Kendisini hiçbir şey bilemez olarak görür, kendine güveni kalmaz.

Oysa çocukların da duygularının olabileceği kabul edilmeli, hatta bu duygularının ne olduğunu, ne yoğunlukta hissettiğini çocuğun anlatmasını sağlanmalıdır. Böylelikle çocuklar hissettiklerinin normal olabileceğini öğrenirler, bununla nasıl baş edeceğini öğrenebilirler ve bu yeteneklerini yetişkinliğe taşırlar.

Etrafınızda mutlaka “ben hiç ağlayamam” diyen birileri vardır. Onlara büyük ihtimalle çocukluklarında ağlamanın ne kadar kötü bir davranış olduğu anlatılmıştır. Mesela “Erkekler ağlamaz” gibi. Ya da bunun tam tersi olarak olumlu duyguların da yaşanmasına izin verilmez: “Çok gülme, sonra çok ağlarsın”. Ülkemize baktığımız zaman ise hissedilmesine en rahat izin verilen duygunun öfke olduğunu görüyoruz. Oysa öfke -yukarıda da bahsettiğimiz gibi- birçok gösterilemeyen duygunun ifadesidir.

Biz duyguların bastırılmasına bunlara karşı çıkıyoruz. Bütün duygular, her iki cinsiyet tarafından her yaşta yaşanabilir. Hem kendiniz hem de çocuklarınız için tüm duygularınızı yaşayabilmeniz dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir